28 Ekim 2014 Salı

UNUTTUĞUM 9 KEHANET'İN TOZLU RAFLARDAN DÖNÜŞÜ...

Bir kitabı 14 yaşında okuduğumuzda öğrendiklerimiz ve hissettiklerimiz 20 yaşında okuduğumuzda değişir... Kırk yaşında çok daha farklı anlamlar kazanır... Altmışımızda karşımıza çıkarsa "ben bu kitabı hiç anlamamışım" noktasına gelebiliriz.
Okuduğum kitaplardaki ayrıntıları genellikle aklımda tutamam. Kitaptan bana kalan
yaşanmış ve bitmiş bir hikayenin (kitabın konusuna göre) büyülü lezzetidir.
Uzun zaman geçtikten sonra ise bütün kitaplar tek kitaba dönüşür, hikayeler harmanlanır
bir yaşam öyküsü olarak hafızamdaki yerini alır.
Kitabın konusu bir yaşam felsefesi üzerine ise; anlamak ve unutmamak için aldığım notları
da bir süre sonra unuturum.
Geçenlerde sadece güzel olduğunu hatırladığım bu kitapla ilgili notları bulunca çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Tamamen emekli olup, bir taşra kasabasında devam eden hayatıma biraz renk katmak, biraz da huzur bulmak için öğrenmeye çalıştığım spritüal felsefenin baş yazarı ile meğerse 1996 yılında karşılaşmışım. Kitabı tekrar okumadan önce, okuduğum zaman aldığım notları paylaşmak istedim. Bakalım, tekrar okuduğumda neler hissedeceğim?

Dokuz Kehanet ( James Redford)kitabından aklımda meditasyon dışında tek sözcük kalmamış iken; aldığım notlara ilk kez sevindim. Özetimi bir daha kaybetmemek için bloğuma kaydetmeye karar verdim.
Birinci Bilgi :  Rastlantıları ciddiye al. Şans rastlantılarının daha derin anlamlar içerdiğini anlatıyor. Bu rastlantılara daha dikkatle ve daha sezgisel bakarak rastlantının gerçek nedenini öğrenmeye çalışmak. Nasıl bağlantı kuracağını öğrenmek.
İkinci Bilgi : Gerçek farkındalığı anlamak .Eğer birşeyin anlamını öğrenmek istiyorsan ileriye doğru adım atmalısın. Rastlantıların anlamındaki detayları öğrenmek ve bunu öğrenirken bir bilgiden diğer bilgiye geçerek bir yaşam görüşü inşa ediliyor.
Üçüncü Bilgi : Enerji alanlarıyla ilgili. İnsanların kendimizde dahil olmak üzere; herşeyden dışarıya doğru yansıyan yeni bir enerji keşfedeceklerini anlatıyor." Güzelliği algılama bir tür barometredir. Her birimizin enerjiyi kavramaya ne denli yaklaştığımızı gösterir. Bu çok açıktır, çünkü birkez bu enerjiyi gözlediniz mi, güzelliğin de aynı süreklilikte olduğunu fark edersin." Doğadan, insanlardan enerji alıp veriyoruz. Enerjiyi doğru şekilde algılayabilirsek, enerjimizi bir başka insandan alarak başkasının enerjisini tüketmek yerine onu doğadan alabiliriz. Enerji kontrol edilebilir." Üçüncü bilgi, doğal güzelliklerden ve bu güzellikleri algılayan birisinin bir süre sonra zamanla enerji alanlarını gözlemleyebileceğinden söz ediyor. Bu meydana geldikten sonra, fiziki evren konusundaki anlayışımız hemen dönüşüme uğrayabilecekti.
Örneğin, hala bu enerji ile dolu gıdalar yenmeliydi. Bazı yerel bitkilerin diğer bitkilerden daha fazla enerji yansıttıklarını fark etmeliydik.
Dördüncü Bilgi : Evrenin enerjisinden yararlanmayı öğrenmek. Zamanla insanların evrenin dinamik enerjisinden oluştuklarını anlayacaklarını ve bu enerjinin hem bizleri besleyeceğini hem de beklentilerimize yanıt vereceğini açıklıyor. "Ne varki şimdilik bu enerji kaynağımızla bağlantımız kopuk olduğu için kendimizi zayıf ve güçsüz hissediyoruz.
Biz insanlar, bu eksiklik yüzünden, bireysel enerjimizi arttırabilmek için bildiğimiz tek çareye başvurmuş, piskolojikman başkalarının enerjisini çalmanın yollarını aramışızdır.
İşte bütün dünyadaki insanların uyuşmazlıklarının altında yatan bilimdışı rekabet de budur."
"Bir insanı kontrolümüz altına aldığımız zaman, onun enerjisine sahip oluyoruz. Bir başkasının enerjisi ile kendimizi yönlendiriyoruz. İnsanlar bunun bilincinde değiller. Yalnızca kendimizi zayıf hissettiğimizi ve başkalarını kontrol altında tuttuğumuz sürece kendimizi iyi hissettiğimizi biliyoruz. Ne var ki biz kendimizi iyi hissettiğimiz zaman bunun bedelini başkalarının ödediğini bilmiyoruz. Onların enerjisini çalıyoruz. Çoğu insan yaşamı boyunca başkasının enerjisinin peşinden koşar."
Beşinci Bilgi : İhtiyacımız olan enerjiyi başka bir kaynaktan elde edebiliriz. Zamanla bu kaynağı, kendi arzularımıza göre kullanmayı öğrenecektik. "Enerjiyi, önce besinlerden alırsın. Yiyeceklerden aldığın enerjiyi tümüyle özümseyebilmek için önce yediklerinden zevk almalısın. lezzet, bu işin anahtarı. Çevremizdeki herşey enerjidir. Takdir duygusunu kullanıp, bağlantı kurmaya açık olmalısın. Fakat içinin enerji ile dolduğunu hissettiğin an bu adımı atmalısın. Sevgi, herşeye karşı sevgi duymak. Nesnelerin güzelliklerinin eşsizliğini takdir edince enerji alıyorsun. Hislerin sevgş düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjiyi geri veriyorsun.".
Altıncı Bilgi : Geçmişle bağlantı kurarak, yaşamdaki varoluş nedenini bulmak. herkesin bir görevi var; Bizler anne ve babalarımızın yarattığı salt fiziksel varlıklar değiliz. aynı zamanda onların yarattığı ruhsal varlıklarız. Bizi iki insan yarattı ve onların yaşamlarının bizleri etkilemesi kaçınılmaz. Gerçek kimliğimizi keşfetmemiz için, bizim gerçek kimliğimizin onların doğruları arasında yer aldığını kendikendimize itiraf etmemiz gerekmektedir. Orada doğmuş olmamızın nedeni budurç Eğer doğumundan bu yaşına dek, yaşantını bir öykü gibi algılarsan, bu sorunun altından nasıl kalkacağını görürsün.
Yedinci Bilgi . Korku imajları belirir belirmez hemen engellenmelidir.
Düşlerin hayatımızda yitirdiğimiz şeyler hakkında bilgi verdiğini söylüyor. Bizim gerçekleştirdiklerimizden daha çok düşüncelerimiz var. Bunları fark edebilmek için iyi bir gözlemci olmak gerek. Aklımıza bir düşünce geldiği zaman, neden diye sormalıyız.
Neden, bu düşünce aklıma takıldı? yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince kontrol etme gereksiniminden kurtuluruz. Ve bizi evrimin akışı içine sokar. Yedinci bilgi, kendini bilinçle gerçekleştirme işlevinden, her karşılaşmaya tetikte olmaktan ve evrenin sana sağladığı yanıtlardan söz eder.
Nesnelerin dikkatimizi çekişinden, belirli düşüncelerin bize rehberlik etme maksadıyla gelişinden söz eder.
Gözlemci durumuna geçince, kontrol etme gereksiniminden kurtuluruz. " Kötü bir şey olacağından korkmak, sevdiğimiz birinin acı çekmesi veya çok istediğimiz birşeyi elde edememe gibi sorular aklımıza takılınca ne olur?
Korku imajları aklımıza gelir gelmez hemen engellenmelidir. Engellemek için aklımıza iyi bir düşünce getirmeliyiz. Kısa bir süre sonra olumsuz görüntüler hemen hemen hiç meydana gelmezler.
Sezilerin hep olumlu konularda olmalı. Eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imaj belirirse el yazmaları bunların ciddiye alınıp, mutlaka izlenmesi gerektiğini söylüyor.
Örneğin, aklımıza kamyon kazası gelirse, sonra biri seni kamyonla götürmeyi önerirse, bunu asla kabul etmemelisin.
Sekizinci Bilgi : İnsanların zamanla birbirleriyle nasıl ilişki kurmayı öğreneceklerini, diğerlerine nasıl enerji yansıtacaklarını ve başka insanlarla bağımlılıktan kaçınmaları gerektiğini söylüyor. Aradığımız yanıtları bize getirdikleri zaman insanlara nasıl yardımcı olduğumuzdan söz eder. ayrıca insanların evrimini kolaylaştırmak için her birimizin birbirimize nasıl davranması gerektiğini gösteren yepyeni ahlak biliminden söz eder.
İnsanları herşeye karşı uyarır. İnsanın gelişmesine karşı uyarıda bulunur. Bir başka insana karşı duyulan aşırı alışkanlığın insanların gelişmesini durdurduğundan söz eder.

Kendimiz için yapabileceğimiz en iyi şey; sevmek ve başkalarına enerji vermektir.
Bir deneyime başlarken, karşılıklı bağımlı ilişkinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalısın. Onu içine almalısın. Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler bulursun.
Çocuklara gerçekte oldukları gibi bakmamızı, bizde sona eren evrimi onların devam ettireceklerini söylüyor.
Çocukların evrimi öğrenmek için kayıtsız şartsız sürekli bizim enerjimize gereksinimi var. Çocuklara yapılacak en büyük kötülük; yanlışlarını düzeltirken enerjilerini tüketmektir. Çocuklar bütün konuşmalara dahil edilmeli, özellikle onların hakkındaki konuşmalara dahil edilmeliler.
Enerji rekabeti yüzünden, hiçbirimiz önemli bir psikolojik ilerleme yapamayız. karşıt cins yanımızla bütünleşemeyiz.
Sekizinci bilgiye göre; gelişmeye başladığımız ilk andan itibaren, otomatik olarak karşı cins enerjisi almaya başlarız. Bu doğal olarak evrenin enerjisinden gelir. Fakat burada dikkatli olmamız gerekir. Çünkü bir başkası bu enerjiyi bize doğrudan vermeye kalkarsa, biz gerçek kaynakla bağımızı kesiveririz. Ve sonra gerileme başlar.
 Dokucuncu Bilgi : Bilim ve evrimin sonunda gelecek bin yıl içinde insanlık kültürünün nasıl değişeceğinden söz ediyor.
El yazmalarına göre, amaçlarımızla ilgili duyularımız kendi evrimimizden büyük haz duyacak, sezilerimizi yücelterek ve önümüzde açılan kaderimizi izleyerek doyuma ulaşacak.
El yazmaları bazen tarihte bireyin Tanrının enerji kaynağı ile doğrudan doğruya bağlantı kurabilecek yolu kesinlikle kavrayabileceğini söylüyor.
Tanrının enerjisini içinde hisseden bireyin göstereceği ışıklı yoldan ilerlemenin tüm insan ırkının kaderinde olduğunu yazıyor.
Biz insanlar titreşimlerimizi arttırmaya devam ettikçe, şaşırtıcı bir olay meydana gelmeye başlayacak, diğer bütün insan gurupları, belirli bir düzeye eriştikleri zaman, titreşim düzeyleri alçak olan insanların gözlerinin önünde birdenbire kaybolacaklar. Titreşim düzeyi alçak olan insanlar, onların kaybolduklarını zannettikleri halde, ortadan yok olan grup, kendilerinin hala aynı yerde bulunduklarını hissedecekler. Yalnızca fazlasıyla hafiflediklerini zannedecekler....


Notlarım burada bitiyor. Kitabı tekrar okuduğumda hangi detayların öne çıkacağını merak ediyorum.




 

8 Ekim 2014 Çarşamba

HAYALLERİM VE BEN...


İNSANLARIN BARIŞ İÇİNDE YAŞADIĞI DÜNYADA EVİNLE GEZECEKSİN...

ESARET
Esiri olduk
içine sığamadığımız evlerin
oda yetmez
dolap yetmez...

temizle temizle bitmez
hani yeterdi
bir bakla sofa ?
Kaçmak istersin kaçamazsın
kolu-komşu, eş-dost, akraba
yargıları kimin umurunda?
dersin de
kendin de inanmazsın yalanına
Oysa;
Tekerlekli bir oda süslüyor hayallerimi
istediğim yere çekip götüreyim
komşum kaplumbağa ile
hasbıhal edeyim,
etrafımda koşsun kediler telaşla
kuşlar ötsün
kafamı şişirsin ağustos böceği inatla,
Çomar yeni yavrusunu getirsin
Bir çocuk kahkahasına
ses versin orman...


 


1 Ekim 2014 Çarşamba

TANRI İLE MONOLOG...

"HİÇ BİRŞEY, HERŞEYİ BİR ARADA TUTAR" MIŞ... MIŞ...  
Spirütel düşüncelerin ve okumaların izinde dolanmaya devam ederken; farklı kitaplar çıkıyor karşıma... Kimi Tanrı ile konuşuyor, kimi onun yaratma sürecini kafasına göre anlatıyor falan.
HUZUR ARIYORUM; SADECE KENDİM İÇİN DEĞİL, TÜM EVREN İÇİN...
Elimdeki son kitap Neale Donald Walsch'ın "Tanrı ile Sohbet ve Ötesi"  kitabı...
"Yaşamın en derin sırrı; keşfetme süreci değil, yaratma sürecidir. " Kitapta; ruhlarımızın herşeyi bildiği, deneyimlemek için, her duyguyu anlamak için burada olduğumuz anlatılıyor. "Kim olduğumuzu hatırlamak ve yeniden yaratmak için" varolduğumuz üzerine, kavramsal olarak bildiklerimizi, deneysel olarak bilmek için ve ta ki bilene, hatırlayana ve olmamız gereken olana kadar defalarca dünyaya geleceğimize dair çelişkilerle dolu bu kitapla mucize arayışıma devam ediyorum.
Tanrı diyor ki: " Dinlerseniz beni duyarsınız. Davet ederseniz gelirim. Sizinle daima beraberim. Daima ve her yolla."
Yazar, Tanrı ile konuşuyor, sorular soruyor, cevaplar alıyor... Tanrı, sadece seven ve insanlara sevgi ile herşeyi yapabileceklerini söyleyen bir Tanrı... İsterseniz herşeye sahip olabilirsiniz. Siz, aynı zamanda bensiniz, diyor...İstemeyi de "istek" olarak değil, zaten sahipsin ama farkında olmadığın için göremiyorsun, göremediğin için de yoksunluk yaşıyorsun, şeklinde tarif ediyor. (Elimde milli piyango bileti var; paranın bana çıkmasını istiyorum. Ama öyle istersem, olmayabilir... 'Aslında benim param var' diye düşüneceğim. hatta bilete bakıp, 'aslında bu para' diye de düşünebilirim. Buna inanmam lazım. Öyle yalancıktan inanıyormuşum gibi yaparsam olmaz. )
Geçmiş hayatımda birini öldürdüm, bu hayatımda bunu telafi edecek şeyler yapmam lazım... İyi, kötü diye bir şey yok. Deneyimlemek var...
Ben de okuyorum işte... İlahi birşeyler var... Adına ister karma de, ister enerji de, ister Tanrı de... Bir güç var... çekim yasası diye bir şey var... Yaşadığımız onca kötülüklere rağmen ( tabii ki bana göre, yoksa bu Tanrı'ya göre yok öyle kötü bişi) olumlu düşünebildiğim zamanlar güzel tesadüfler yaşadığım için, umutluyum ...:)
237 sayfalık kitapta beni çeken tek paragrafta Tanrı hatırlatma yapıyor: 
" Ve bana eğer "bilirsen" hayatını ( uyanık olduğun her anını) sonsuz gerçeği başkalarıyla paylaşarak geçireceğine defalarca söz verdin... Ün kazanmak için değil, yüreğinin en derin arzusu olarak bunu hissettin. Başkalarının acılarına son vermek, haz ve mutluluk getirmek, yardım etmek ve iyileştirmek istedin. Başkalarının da- yüreğinde daima hissettiğin Tanrı'yla partner olma duygusuyla bağlantılı olmalarını arzu ettin."

İşte... Çocukluğumdan beri aradığım GERÇEK... gerçekleşmesini istediğim MUCİZE...
Bu yüzden, okumaya devam... Arada saçmalıklar olsa da... Çok metafizik gelse de...
okumaya devam... Belki bir ÇIKIŞ YOLU vardır... Belki ben de birgün Tanrı ile Monolog yapmaktan duyma aşamasına geçip, sohbet edebilirim... Kimbilir? Belki... Birgün... Şimdi ya da bir sonraki hayatımda... ( son iki sözcük yorucu oldu... istemem sonraki hayat falan... olacaksa şimdi olsun...)
 
Yazar, "istersen herşey mümkün, iste, olsun" felsefesine, isteme, sen zaten istediğin herşeye sahipsin, farkında değilsin, isteyerek onu sürekli "İSTEK" olma durumunda tutuyorsun." diyor.
Tanrı ile Sohbet 2. kitabında ise sosyolojik tramvalara ilginç bir şekilde yaklaşıyor. 
" Hitler deneyimi gurup bilincinin doğurduğu bir sonuçtur. Çoğu kişi, Hitler'in bir gurubu- kendi ülkesinin vatandaşlarını- belagat gücüyle aldattığını söyleyecektir. Ama bu sorumluluğun tümünü Hitler'in üzerine yıkmaktır. Çoğunluğun istediği de bu. Bir günah keçisi. Hitler, milyonlarca insanın desteği ve boyun eğmesi olmaksızın hiçbirşey yapamazdı. Kendilerine Alman diyen bir gurup, Katliamın dayanılmaz sorumluluğunu üstlenmek zorunda. Kendilerine "İnsan" diyen daha büyük bir gurup ise hiçbirşey yapmasalar da, Almanya'da yaşanan acılara duyarsız ve umursamaz davrandı. 
... Hitler deneyiminin dehşetini, insan ırkına karşı yapılan katliamda değil, insan ırkının buna izin vermesinde görün..."
".. Başkalarının acılarına kendi acılarınız kadar duyarlı olabilme konusundaki yeteneksizliğiniz, acının sürmesine yol açıyor..."

Özetle, birleşin, sevgi gurupları oluşturun, diyor. " Birleşmek, anlayış, empati ve gerçek eşitliği yaratır."
Tanrı bu sohbette pasif kal, göz yum, benden bekle, demiyor. Aksine mücadele et, göz yumma, istemekle kalma içinde ol, KENDİSİ OL... diyor. Kendini ifade edebileceğin guruplarda yer al, enerjilerinizi birleştirin, o guruplar sana uymuyorsa yeni guruplar kur... diyor... TANRI, ÖRGÜTLENİN... diyor ya hu ! :)

"Dünya kaynakları da, inanılmaz boyutlarda sistematik olarak sömürülen işçilerin emek meyveleri de sadece sömüren zengin ve güçlüye ait değil, tüm dünya insanına ait."
Sömürü şöyle işliyor: Zengin endüstriyalistleriniz işsizliğin had safhada olduğu ülke ve bölgelere gidiyor. İnsanlar bu bölgelerde aşırı yoksulluk içinde yaşam savaşı veriyor. Zengin bu bölgede fabrika kuruyor, bu yoksullara "iş imkanı" yaratıyor. Yoksul halk, insanlık dışı koşullarda, insanlık dışı ücretlerle günde 10-12-14 saat çalışıyor. Bu insanların ücret politikası, köylerinden ayrılamayacak kadar az, yiyecek ve barınağa yetecek kadar ayarlanıyor.
Bu kapitalistlere sorulduğunda ise "Hey, önceki koşullarından daha iyi değiller mi? Onlara iş yarattık. Bak çalışmaya can atıyorlar. Onlara fırsat sunduk! Risk alan biziz" diyorlar.
Tanesi 125 dolara satılan spor ayakkabıları, saatine 75 sent ödeyerek üretmek ne kadar risk oluyor?
Bu risk almak mı, sömürmek mi?
Bu ahlaksız sistem, insanlık onurunu değil, ancak açgözlülük ve en yüksek karın motivasyon nedeni olduğu bir dünyada sürebilir.

Bu kitapta Tanrı, yargılamıyor, seçimlerinde insanı tamamen özgür bırakıyor. Ayrıca dünyada yaşanan "kötü" şeylerin insanın gelişmemesinden ve "ol"mamasından kaynaklandığını söylüyor. " Siz çok ilkelsiniz."  

" İki şeyin garantili olduğu bir dünyadan bahsediyorum.
1- Temel ihtiyaçların karşılanması 2- Daha ileriye gidebilme imkanı.
Tüm dünya kaynaklarınızla, tüm bolluk içinde, henüz bu iki basit şeyi başaramadınız. Bunun yerine milyonlarca insanı sosyo-ekonomik basamağın en altına mahkum ettiniz ve sistematik bir dünya görüşü oluşturarak, bu insanların orada kalmaları için elinizden geleni yaptınız. Sırf bu temel ihtiyaçları karşılamayarak her yıl milyonlarca insanı ölüme mahkum ettiniz." diyor.
"Temel ihtiyaçlarınızı karşılamayı hak etme düşünceniz, cennete gitmek için hak etmeyi düşünmenizin temelini oluşturuyor. Ama Tanrı'ya ulaşmanız için hak etmeniz gereken bir şey yok. Zaten oradasınız. İşte bunu kabul edemiyorsunuz. çünkü bu sizin veremeyeceğiniz bir şey. Koşulsuz vermeyi öğrendiğinizde (koşulsuz sevmek) koşulsuz almayı da öğreneceksiniz.
Bu hayat, sizin koşulsuz sevmeyi öğrenmeniz için yaratıldı.

İnsanlar yaşamlarını sürdürmeyi hak ediyor. Hiçbirşey yapmasalar bile. Hiçbir katkıda bulunmasalar bile. Yaşamı onurla sürdürme hayatın temel taşlarından biridir. Size bunun garantisi için yeterince kaynak verdim. Yapmanız gereken tek şey paylaşmak.

Tanrı herkesin fırsatta eşit olacağı bir dünya öneriyor.

Yağmur ormanlarını yok eden gençler değil. Sizden bu yağmaya son vermenizi istiyorlar.


Tarih gerçek olanı aktarmaktır. Siz tarih öğretmiyorsunuz, politika öğretiyorsunuz...


da da da...! Bu ilginç açıklamaları spiritüel bir felsefenin içinde bulmak... Sanki kalk borusu çaldı içimde... TA TA TA.....!