Dünyaya
geliş biçimimiz, Ait olduğumuz coğrafya (öz) kimliğimiz oluyor. Tanımlanmamız
da bu durumumuza göre anlam kazanıyor. Sıralamayı da bu kimliklerimize göre
yapıyoruz:
1. Kategori;
-Ben
insanım,
- Türkiye’liyim,
-Laz’ım/
Türk’üm/ Çerkez’im/ Kürt’üm
-
Müslümanım/ değilim
2. Kategori;
Toplumsal hayatta aldığımız role göre değişiyor.
-Patronum,
-İşçiyim,
-Sanatçıyım
-Öğretmenim,
-Emekliyim,
-
Anneyim/Babayım
3. Kategori
; Tercihlerimiz üzerine belirleniyor.
- Siyasi tercih
-Yaşam
biçimi tercihi
BİR İNSAN
İLE ARKADAŞLIĞI TERCİH EDERKEN ÖNCELİKLERİMİZİ NELER BELİRLİYOR?
Tabii ki yakın
arkadaşlarımızı seçerken, kendi yaşam tarzımıza en yakın olanları seçmek
isteriz. Ama bu her zaman göründüğü gibi kolay olmaz. Çünkü; yaşam biçiminiz
benzese de etnik kimliğinize karşı önyargılıdır, inancınızın farklı olması
engeldir, … vs. vs…
Birinci Kategorideki
her şeyiniz ortak, ama biriniz zengin,
diğeriniz yoksul ise arkadaş olmanız yine zordur.
O yüzden farklı
kategoride yer alan insanlarla arkadaş olmanın en kolay yolu siyasi
tercihlerdir. Orada aradığınız her tür insanı bulabilirsiniz. Dışarıdan
baktığınızda hepsi tek tipmiş, bir bütünmüş algısı yaratır ve bir yere ait olma arayışında
olan insanlar, çok da fazla düşünmeden ışığa uçan pervaneler gibi oraya doğru
akın ederler. Işığın önündeki topak
çoğaldıkça, akın daha da artar. Tam oluşmamış Bireysel kimlikler giderek erir.
Kazanın içine atılan kurbağa misali suyun sıcaklığı yavaş yavaş artarken piştiğinin
farkına varmayan “bireyler” ölü kurbağalar gibi toplumun ruhunu da emerler.
Bu
topaklaşma bireysel kimlikleri erittiği için; “Biraz uçun ışığın önü açılsın,
etraf aydınlansın” eleştiriniz bile kişisel saldırı olarak değerlendirilir ve ışıktan
mahrum kalanların bile şartlı refleksle yaptığı saldırılara maruz kalırsınız.
IŞIĞA UÇAN
PERVANELERDEN BİRİ DİZANTERİ OLMUŞ…
Herkes
pervane olmaz. Bazı şeyler içeriden bakınca, bazı şeyler de dışarıdan bakınca
iyi anlaşılır. O nedenle; bir gurubun, olayın içindeysek arada dışarı çıkıp, uzaktan bakmayı denememiz
gerekir. Yoksa bir süre sonra yanlışlarımızı göremeyeceğimiz gibi, dışarıdan
gelen uyarıları da düşman saldırısı olarak değerlendirebiliriz.
SİYASİ TERCİHLERİMİZİN, BİREYSEL
KİMLİKLERİMİZİ YOK ETMESİNE İZİN VERMEYELİM.
Bir gurubun
diğerini “ÖTEKİ” olarak görmesini
önlemenin tek yolu; bireysel kimliklerimizi geliştirmek, emek verdiğimiz oluşumların “kurbağası” değil,
paydası olduğumuzun, farkına varmaktan geçiyor.
Bazen yaptığımız
iş olumlu sonuçlanmayabilir. Hata yapabiliriz. Hatalarımızı görmezden gelerek “
ben hata yapmam” diyerek kendimizi ve diğer insanları nekadar süre
kandırabiliriz. Hata yaptığımızı
söyleyene saldırarak, o hatayı yapmamış mı oluruz? Neden hata yaptığımızda başkalarına öfke
kusarız?
Bireysel
kimlikleri gelişmiş insanların yaptıkları hatayı kabullenmeleri daha kolaydır.
Çünkü onlar, yaptıkları hatayı, kişiliklerinin bir parçası olarak görmezler. O konuda yeterli tecrübe ve birikime sahip
olmadıklarını fark ederek; kendilerini geliştirirler, ya da o konuda kabiliyetli
olmadıklarını olgunlukla kabul edip, uzmanına havale ederler.
Bireysel
kimlikleri gelişmemiş insanların ise bir sürü bahaneleri vardır; En büyük
suçlusu da onların bu eksikliklerini söyleyen, uyaran insanlardır.
HAYAT; NE IŞIĞA KANIP, PERVANE OLACAK KADAR UCUZ, NE DE YAŞAMAK UĞRUNA SİNEK OLACAK KADAR KISADIR...