30 Nisan 2015 Perşembe

“KOD” LARIN ESİRİ Mİ OLUYORUZ?


Dünyaya geliş biçimimiz, Ait olduğumuz coğrafya (öz) kimliğimiz oluyor. Tanımlanmamız da bu durumumuza göre anlam kazanıyor. Sıralamayı da bu kimliklerimize göre yapıyoruz:

1. Kategori;

-Ben insanım,

- Türkiye’liyim,

-Laz’ım/ Türk’üm/ Çerkez’im/ Kürt’üm

- Müslümanım/ değilim

2. Kategori; Toplumsal hayatta aldığımız role göre değişiyor.

-Patronum,

-İşçiyim,

-Sanatçıyım

-Öğretmenim,

-Emekliyim,

- Anneyim/Babayım

3. Kategori ; Tercihlerimiz üzerine belirleniyor.

-  Siyasi tercih

-Yaşam biçimi tercihi

BİR İNSAN İLE ARKADAŞLIĞI TERCİH EDERKEN ÖNCELİKLERİMİZİ NELER BELİRLİYOR?

Tabii ki yakın arkadaşlarımızı seçerken, kendi yaşam tarzımıza en yakın olanları seçmek isteriz. Ama bu her zaman göründüğü gibi kolay olmaz. Çünkü; yaşam biçiminiz benzese de etnik kimliğinize karşı önyargılıdır, inancınızın farklı olması engeldir, … vs. vs…

Birinci Kategorideki  her şeyiniz ortak, ama biriniz zengin, diğeriniz yoksul ise arkadaş olmanız yine zordur.

O yüzden farklı kategoride yer alan insanlarla arkadaş olmanın en kolay yolu siyasi tercihlerdir. Orada aradığınız her tür insanı bulabilirsiniz. Dışarıdan baktığınızda hepsi tek tipmiş, bir bütünmüş  algısı yaratır ve bir yere ait olma arayışında olan insanlar, çok da fazla düşünmeden ışığa uçan pervaneler gibi oraya doğru akın ederler.  Işığın önündeki topak çoğaldıkça, akın daha da artar. Tam oluşmamış Bireysel kimlikler giderek erir. Kazanın içine atılan kurbağa misali suyun sıcaklığı yavaş yavaş artarken piştiğinin farkına varmayan “bireyler” ölü kurbağalar gibi toplumun ruhunu da emerler.

Bu topaklaşma bireysel kimlikleri erittiği için; “Biraz uçun ışığın önü açılsın, etraf aydınlansın” eleştiriniz bile kişisel saldırı olarak değerlendirilir ve ışıktan mahrum kalanların bile şartlı refleksle yaptığı saldırılara maruz kalırsınız.

IŞIĞA UÇAN PERVANELERDEN BİRİ DİZANTERİ OLMUŞ…

Herkes pervane olmaz. Bazı şeyler içeriden bakınca, bazı şeyler de dışarıdan bakınca iyi anlaşılır. O nedenle; bir gurubun, olayın içindeysek  arada dışarı çıkıp, uzaktan bakmayı denememiz gerekir. Yoksa bir süre sonra yanlışlarımızı göremeyeceğimiz gibi, dışarıdan gelen uyarıları da düşman saldırısı olarak değerlendirebiliriz.

SİYASİ TERCİHLERİMİZİN, BİREYSEL KİMLİKLERİMİZİ YOK ETMESİNE İZİN VERMEYELİM.

Bir gurubun diğerini  “ÖTEKİ” olarak görmesini önlemenin tek yolu; bireysel kimliklerimizi geliştirmek,  emek verdiğimiz oluşumların “kurbağası” değil, paydası olduğumuzun, farkına varmaktan geçiyor.

Bazen yaptığımız iş olumlu sonuçlanmayabilir. Hata yapabiliriz. Hatalarımızı görmezden gelerek “ ben hata yapmam” diyerek kendimizi ve diğer insanları nekadar süre kandırabiliriz.  Hata yaptığımızı söyleyene saldırarak, o hatayı yapmamış mı oluruz?  Neden hata yaptığımızda başkalarına öfke kusarız?

Bireysel kimlikleri gelişmiş insanların yaptıkları hatayı kabullenmeleri daha kolaydır. Çünkü onlar, yaptıkları hatayı, kişiliklerinin bir parçası olarak görmezler.  O konuda yeterli tecrübe ve birikime sahip olmadıklarını fark ederek; kendilerini geliştirirler, ya da o konuda kabiliyetli olmadıklarını olgunlukla kabul edip, uzmanına havale ederler.

Bireysel kimlikleri gelişmemiş insanların ise bir sürü bahaneleri vardır; En büyük suçlusu da onların bu eksikliklerini söyleyen, uyaran insanlardır.

HAYAT; NE IŞIĞA KANIP, PERVANE OLACAK KADAR UCUZ, NE DE YAŞAMAK UĞRUNA SİNEK OLACAK KADAR KISADIR...

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder