14 Ağustos 2015 Cuma

KAPILARI AÇMAK...


"Gönül kapım açıktır, çalmadan gir içeri
sana sevgiler sonsuz, henüz geçmedi zaman
Gönül kapım açıktır, çalmadan gir içeri" 

Gönül kapısı açık olan kaç kişi tanırız hayatta. Ya da biz gönül kapımızı kaç kişiye açtık. Gönüllerin kapısı varsa, çalmadan girmek nezaket kurallarına aykırı olmaz mı? Şöyle ferah, ferah kapımızı açmak mümkün mü? 
Gönül kapısını açmak için saf bir gönle mi sahip olmak lazım? O zaman neden bebekler hiç tanımadıkları bazı insanlara gülümserken, ba(ğ)zılarını görünce ağlıyorlar...

Son zamanlarda hiç tanımadığım hayvanların bile bana doğru dostça yöneldiklerini görünce önce dalga geçerek " arkadaşlarınız mı haber verdi, dost olduğumuzu" karşılaşmalarımdan sonra sorgulamaya başladım. 
-Neden hep mağdur olan, terk edilen hayvanlar benim karşıma çıkıyor?
Cevabı zamanla geldi; Onlar bir çok insanın karşısına çıkıyor ama farkında değiller, sense farkındasın...
Farkında olmak, insana sorumluluk yükler mi? Karşılaştığın her birine yardım etmek zorunda mısın? 
Devam edelim; Yardım ettiğinde ne hissediyorsun?
-İyi hissediyorum.
-Öyleyse sorun ne? 
- Yardımın sürekli hale gelmesi,
-Karşılıklı bağımlılığın oluşması; İnsanlardan çok daha fazla minnet duygusuna sahipler ve bu duygularını size hissettirmek istiyorlar...
- Bu durumdan neden rahatsızsın?
1) Sürekli birine bakmak, bir canlıdan sorumlu olmak istediğim birşey değil.
2) Maddi olanaklarım buna elvermez
3) Ve en önemlisi, onların etrafımda olmaları insanların tepkisini çekiyor; önce dışlanıyorum, sonra yaşadığım alanı paylaştığım diğer insanlar, ortak alanı başka canlı türü ile paylaşmak istemedikleri için onlara zarar vermeye başlıyorlar.
( aslında ellerinde olsa insan da istemeyecekler, çocukların oyun gürültüsü ile köpek havlaması onlar için bir aslında, ama çocuğa tepki göstermek, toplumsal normların dışına çıkmak demek, köpeğe kızmak, hele sahipsizse zarar görmesi pahasına uzaklaştırmak çok daha kolay)
Tabii zamanla oluşan korkular da var... Çünkü hayvanlardan uzaklaştıkça yabancılaşma artıyor ve "insan bilmediği şeyden korkar" durumu yaşanıyor. Bazen hayvanların da insanlar gibi farklı karakterleri olduğu için, aralarında saldırganlık dürtüleri ağır basanlar ya da öyle yetiştirilenler oluyor. Düşünme tembeli insanların en sevdiği şey; genelleme yapmak; - İnsanlar kötü, sarışınlar hafif, köpekler ısırır, kedi nankördür, ............... yalancıdır, ............. hırsızdır, .........................lar oynaktır.... gibi... insanlar da dahil tüm ırkları, milletleri bir kalıpta tanımlamaktır.

Yine diğer insanlarla savunma moduna geçtim. Onları değiştiremeyeceğime göre; ya onlardan uzak bir yerlerde yaşamanın yollarını arayacağım, ya uyum sağlayarak orta bir yol bulmaya çalışacağım...

'Bu konudaki farkındalık durumumu değiştiremeyeceğime göre; bu farkındalığımın ille de sorumluluk almama neden olması durumunu anlamakla başlamam lazım...' diyordum ki, onları neden çektiğimi anladım! Gönül kapım onlar için 360 derece açılmıştı. Ve bu açıklıktan içeri girmemeleri mümkün değildi. 
Sonra, şunu fark ettim; aslında hepimizin gönlünün kapısı açıkmış zamanında... Hayal kırıklıklarımız arttıkça o kapıyı yavaş yavaş kapatmışız. Bırakın çalmadan içeri girmeyi, kapının önünde davul çalsa duymayacak duruma gelmişiz.

Gönül kapımı sıkı sıkı kapattığım bir dönemde; hiç istemediğim halde; bir lokma ekmeğe, sevgiye ve bakıma muhtaçken karşıma çıktılar ve küçük bir dokunuşa o kadar vefalı karşılık verdiler ki, farkına varmadan gönül kapımı onlara açmışım.  Kapıyı aralamakla yetinmemiş, 360 derece sıfırlamışım...

Öyleyse, yapmam gereken şikayet etmek değil, gönlümün bu açıklığıyla nasıl yaşayabileceğimi bulmak... Bir arkadaşımın "bu kadar şikayet ettiğin halde, hep karşına çıkıyorlarsa ve sen onlarla bir şekilde iletişim kuruyorsan, senin farkında olmadığın bir duyguna karşılık veriyorlar" sözüne " hayır, ben onları istemiyorum, onlara ihtiyacım da yok, sadece acıdığım için görmezden gelemiyorum" demiştim. 

Ama doğru değilmiş... Kapattığım gönül kapımın açılması için onlara ihtiyacım varmış... Açık kapıdan girerek, ruhumu iyileştiriyorlarmış... İnanılmaz bir zenginlik bu... Bu zenginliğin farkında olmayan insanların engellemesini aşabilirsem, onları affedebilirsem eğer, bu kapıdan herkes geçebilir. Bu evrenle bir bütün olmak demek... BİZ olmak demek... 

Biz olmak için şifaya ihtiyacımız var... Koşulsuz sevmeye ve sevilmeye... 

BUNUN ADI YAŞAMA DOKUNMAK..
Bırak olsun, başkası yapar, ömrü varsa hayatta kalır... 
Öyleyse neden benim karşıma çıktı? Vesile olmak diye bir insanlık hali de var değil mi? Yardım etmeden, arkasını dönen biri olsaydım eğer, kendime saygı duyamazdım. 




Yaralı olarak barınağa bırakılmıştı... Orada yaşama şansı hiç yoktu. Hergün yarasına merhem sürdüm. Vitaminlerle besledim.Ayakta duramıyordu, hamileydi... "Veteriner sezeryan olması lazım"
dedi. Ama doğuma kadar düzeldi. Ve normal doğum yaptı, çok iyi bir anne oldu... Böyle güzel bir olaya vesile olmaktan mutluyum. Bir canlıya el uzatmayacaksan ne b*ka yararsın? Bırak, onlar başlarının çaresine bakarlar diyenlerin kendi kan bağları olanlar söz konusu olunca aynı sözü etmemeleri şaşırtıyor beni... Hani bakarlardı?  Herşey olacağına varırdı? Toplumsal normlarla yüklenen sorumluluklar dışında sorumluluk almaya cesareti olmayanların kestikleri ahkamlar beni ilgilendirmiyor artık..


Bu yavruyu da annesiz bulmuşlar... Başkası görebilirdi, görüp de görmezden gelebilirdi... Ben görmezden gelmedim ve bunun için pişman değilim.

Herkesin vicdanı da, merhameti de kendine...
Benim bu duygumla barışmam lazım... Sorumluluklarımı sevmem ve şikayetlerimden vazgeçmem lazım. 
Tembelliğim ağır basıyor haliyle... 
77 yaşında, ihtiyacı olmadığı halde hala çalışan Teyzemin " çalışmasak, iş olmasa ne yapacağız? " sözüyle bitirmek istiyorum, monoloğumu. 
(Sorun o ki ben teyzem gibi çalışkan değilim)

not: bu şarkıyı söylerken gördüm ki benim de kapım açıkmış...

Pişman olur da bir gün dönersen bana geri
Gönül kapım açıktır, çalmadan gir içeri
Sana sevgiler sonsuz, henüz geçmedi zaman
Gönül kapım açıktır, çalmadan gir içeri

Beste: İrfan Özbakır
Güfte: Ayhan İlter
Makâm : Hüzzâm
Usûl : Düyek









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder