1 Ekim 2014 Çarşamba

TANRI İLE MONOLOG...

"HİÇ BİRŞEY, HERŞEYİ BİR ARADA TUTAR" MIŞ... MIŞ...  
Spirütel düşüncelerin ve okumaların izinde dolanmaya devam ederken; farklı kitaplar çıkıyor karşıma... Kimi Tanrı ile konuşuyor, kimi onun yaratma sürecini kafasına göre anlatıyor falan.
HUZUR ARIYORUM; SADECE KENDİM İÇİN DEĞİL, TÜM EVREN İÇİN...
Elimdeki son kitap Neale Donald Walsch'ın "Tanrı ile Sohbet ve Ötesi"  kitabı...
"Yaşamın en derin sırrı; keşfetme süreci değil, yaratma sürecidir. " Kitapta; ruhlarımızın herşeyi bildiği, deneyimlemek için, her duyguyu anlamak için burada olduğumuz anlatılıyor. "Kim olduğumuzu hatırlamak ve yeniden yaratmak için" varolduğumuz üzerine, kavramsal olarak bildiklerimizi, deneysel olarak bilmek için ve ta ki bilene, hatırlayana ve olmamız gereken olana kadar defalarca dünyaya geleceğimize dair çelişkilerle dolu bu kitapla mucize arayışıma devam ediyorum.
Tanrı diyor ki: " Dinlerseniz beni duyarsınız. Davet ederseniz gelirim. Sizinle daima beraberim. Daima ve her yolla."
Yazar, Tanrı ile konuşuyor, sorular soruyor, cevaplar alıyor... Tanrı, sadece seven ve insanlara sevgi ile herşeyi yapabileceklerini söyleyen bir Tanrı... İsterseniz herşeye sahip olabilirsiniz. Siz, aynı zamanda bensiniz, diyor...İstemeyi de "istek" olarak değil, zaten sahipsin ama farkında olmadığın için göremiyorsun, göremediğin için de yoksunluk yaşıyorsun, şeklinde tarif ediyor. (Elimde milli piyango bileti var; paranın bana çıkmasını istiyorum. Ama öyle istersem, olmayabilir... 'Aslında benim param var' diye düşüneceğim. hatta bilete bakıp, 'aslında bu para' diye de düşünebilirim. Buna inanmam lazım. Öyle yalancıktan inanıyormuşum gibi yaparsam olmaz. )
Geçmiş hayatımda birini öldürdüm, bu hayatımda bunu telafi edecek şeyler yapmam lazım... İyi, kötü diye bir şey yok. Deneyimlemek var...
Ben de okuyorum işte... İlahi birşeyler var... Adına ister karma de, ister enerji de, ister Tanrı de... Bir güç var... çekim yasası diye bir şey var... Yaşadığımız onca kötülüklere rağmen ( tabii ki bana göre, yoksa bu Tanrı'ya göre yok öyle kötü bişi) olumlu düşünebildiğim zamanlar güzel tesadüfler yaşadığım için, umutluyum ...:)
237 sayfalık kitapta beni çeken tek paragrafta Tanrı hatırlatma yapıyor: 
" Ve bana eğer "bilirsen" hayatını ( uyanık olduğun her anını) sonsuz gerçeği başkalarıyla paylaşarak geçireceğine defalarca söz verdin... Ün kazanmak için değil, yüreğinin en derin arzusu olarak bunu hissettin. Başkalarının acılarına son vermek, haz ve mutluluk getirmek, yardım etmek ve iyileştirmek istedin. Başkalarının da- yüreğinde daima hissettiğin Tanrı'yla partner olma duygusuyla bağlantılı olmalarını arzu ettin."

İşte... Çocukluğumdan beri aradığım GERÇEK... gerçekleşmesini istediğim MUCİZE...
Bu yüzden, okumaya devam... Arada saçmalıklar olsa da... Çok metafizik gelse de...
okumaya devam... Belki bir ÇIKIŞ YOLU vardır... Belki ben de birgün Tanrı ile Monolog yapmaktan duyma aşamasına geçip, sohbet edebilirim... Kimbilir? Belki... Birgün... Şimdi ya da bir sonraki hayatımda... ( son iki sözcük yorucu oldu... istemem sonraki hayat falan... olacaksa şimdi olsun...)
 
Yazar, "istersen herşey mümkün, iste, olsun" felsefesine, isteme, sen zaten istediğin herşeye sahipsin, farkında değilsin, isteyerek onu sürekli "İSTEK" olma durumunda tutuyorsun." diyor.
Tanrı ile Sohbet 2. kitabında ise sosyolojik tramvalara ilginç bir şekilde yaklaşıyor. 
" Hitler deneyimi gurup bilincinin doğurduğu bir sonuçtur. Çoğu kişi, Hitler'in bir gurubu- kendi ülkesinin vatandaşlarını- belagat gücüyle aldattığını söyleyecektir. Ama bu sorumluluğun tümünü Hitler'in üzerine yıkmaktır. Çoğunluğun istediği de bu. Bir günah keçisi. Hitler, milyonlarca insanın desteği ve boyun eğmesi olmaksızın hiçbirşey yapamazdı. Kendilerine Alman diyen bir gurup, Katliamın dayanılmaz sorumluluğunu üstlenmek zorunda. Kendilerine "İnsan" diyen daha büyük bir gurup ise hiçbirşey yapmasalar da, Almanya'da yaşanan acılara duyarsız ve umursamaz davrandı. 
... Hitler deneyiminin dehşetini, insan ırkına karşı yapılan katliamda değil, insan ırkının buna izin vermesinde görün..."
".. Başkalarının acılarına kendi acılarınız kadar duyarlı olabilme konusundaki yeteneksizliğiniz, acının sürmesine yol açıyor..."

Özetle, birleşin, sevgi gurupları oluşturun, diyor. " Birleşmek, anlayış, empati ve gerçek eşitliği yaratır."
Tanrı bu sohbette pasif kal, göz yum, benden bekle, demiyor. Aksine mücadele et, göz yumma, istemekle kalma içinde ol, KENDİSİ OL... diyor. Kendini ifade edebileceğin guruplarda yer al, enerjilerinizi birleştirin, o guruplar sana uymuyorsa yeni guruplar kur... diyor... TANRI, ÖRGÜTLENİN... diyor ya hu ! :)

"Dünya kaynakları da, inanılmaz boyutlarda sistematik olarak sömürülen işçilerin emek meyveleri de sadece sömüren zengin ve güçlüye ait değil, tüm dünya insanına ait."
Sömürü şöyle işliyor: Zengin endüstriyalistleriniz işsizliğin had safhada olduğu ülke ve bölgelere gidiyor. İnsanlar bu bölgelerde aşırı yoksulluk içinde yaşam savaşı veriyor. Zengin bu bölgede fabrika kuruyor, bu yoksullara "iş imkanı" yaratıyor. Yoksul halk, insanlık dışı koşullarda, insanlık dışı ücretlerle günde 10-12-14 saat çalışıyor. Bu insanların ücret politikası, köylerinden ayrılamayacak kadar az, yiyecek ve barınağa yetecek kadar ayarlanıyor.
Bu kapitalistlere sorulduğunda ise "Hey, önceki koşullarından daha iyi değiller mi? Onlara iş yarattık. Bak çalışmaya can atıyorlar. Onlara fırsat sunduk! Risk alan biziz" diyorlar.
Tanesi 125 dolara satılan spor ayakkabıları, saatine 75 sent ödeyerek üretmek ne kadar risk oluyor?
Bu risk almak mı, sömürmek mi?
Bu ahlaksız sistem, insanlık onurunu değil, ancak açgözlülük ve en yüksek karın motivasyon nedeni olduğu bir dünyada sürebilir.

Bu kitapta Tanrı, yargılamıyor, seçimlerinde insanı tamamen özgür bırakıyor. Ayrıca dünyada yaşanan "kötü" şeylerin insanın gelişmemesinden ve "ol"mamasından kaynaklandığını söylüyor. " Siz çok ilkelsiniz."  

" İki şeyin garantili olduğu bir dünyadan bahsediyorum.
1- Temel ihtiyaçların karşılanması 2- Daha ileriye gidebilme imkanı.
Tüm dünya kaynaklarınızla, tüm bolluk içinde, henüz bu iki basit şeyi başaramadınız. Bunun yerine milyonlarca insanı sosyo-ekonomik basamağın en altına mahkum ettiniz ve sistematik bir dünya görüşü oluşturarak, bu insanların orada kalmaları için elinizden geleni yaptınız. Sırf bu temel ihtiyaçları karşılamayarak her yıl milyonlarca insanı ölüme mahkum ettiniz." diyor.
"Temel ihtiyaçlarınızı karşılamayı hak etme düşünceniz, cennete gitmek için hak etmeyi düşünmenizin temelini oluşturuyor. Ama Tanrı'ya ulaşmanız için hak etmeniz gereken bir şey yok. Zaten oradasınız. İşte bunu kabul edemiyorsunuz. çünkü bu sizin veremeyeceğiniz bir şey. Koşulsuz vermeyi öğrendiğinizde (koşulsuz sevmek) koşulsuz almayı da öğreneceksiniz.
Bu hayat, sizin koşulsuz sevmeyi öğrenmeniz için yaratıldı.

İnsanlar yaşamlarını sürdürmeyi hak ediyor. Hiçbirşey yapmasalar bile. Hiçbir katkıda bulunmasalar bile. Yaşamı onurla sürdürme hayatın temel taşlarından biridir. Size bunun garantisi için yeterince kaynak verdim. Yapmanız gereken tek şey paylaşmak.

Tanrı herkesin fırsatta eşit olacağı bir dünya öneriyor.

Yağmur ormanlarını yok eden gençler değil. Sizden bu yağmaya son vermenizi istiyorlar.


Tarih gerçek olanı aktarmaktır. Siz tarih öğretmiyorsunuz, politika öğretiyorsunuz...


da da da...! Bu ilginç açıklamaları spiritüel bir felsefenin içinde bulmak... Sanki kalk borusu çaldı içimde... TA TA TA.....!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder