Çalışırken, günlük koşuşturma içersinde; emekli olduğumda yapamadığım şeyleri gerçekleştirmenin hayalini kurardım. Kendime ayırdığım zamanlar öylesine ipotekliydi ki; otobüs beklerken bir ağaç dibinde geçirdiğim birkaç dakikayı kendim için çalardım. Altunizade'nin yukarısında her nasılsa katliamdan kurtulmuş parktaki ağaçlar inanılmaz huzur verirdi. Öylesine kıymetliydi zaman.
Sonra radikal bir karar alarak; İstanbul'u, bana sunduğu fırsatları, işi-gücü bırakıp sahil kasabasına kaçarcasına geldim. Öylesine yorgundum ki üç ay sadece klasik müzik dinleyip, kimselerle sohbete takılmadan geçirdim zamanı. Kendime yaptığım en güzel yolculuktu. İşte o zaman anladım ki, insan en çok kendisini özleyeceği bir duruma düşebilirmiş. Aynaya bakarak, sokağa çıkarak, hele birileriyle sohbet ederek kendinizi bulmanın mümkün olmadığını, içe doğru yumuşacık bir pike yapmak gerektiğini öğrendim. Ama bu güzel yolculuğum maalesef uzun sürmedi.Yerleştiğim şehirde öyle çok eksik vardı ki, ben kendimi bırakıp onları anlamaya, sorunları anlatmaya ve çözüm bulmak için koşmaya başladım... Öylesine zorlu bir koşu ki bu; Sahil boyunca gördüğü deniz yıldızlarını tekrar denize atmak gibi. Ve aynı sorularla ve yadırgayan gözlerle karşılaşmak ve usanmadan "İŞTE, BU KURTULDU!" diyerek yoluna devam etmek gibi... Ve bu süreçte; tek, tek deniz yıldızlarını kurtarmanın insanlara laf anlatmaktan, ön yargılarla uğraşmaktan çok daha kolay olduğunu bir kez daha anladım. Hiçbirşey için emek harcamayan, kendisi ve ailesi için bile söylenerek, şikayet ederek emek veren insanlar baktılar ki bir "deli"deniz yıldızlarını kurtarmaya çalışıyor, yapılması gereken diğer işleri de yapmasını istediler. YAPILMASI GEREKENLERİ, İNSANİ SORUMLULUKLARIMIZI HATIRLAMAK VE EKSİKLERİN FARKINDA OLMAK İNSANI MUTLU ETMİYOR. Ama, bu da bir tercih sonuçta... Hiçbir işe yaramayan, kendisine bile gölge yapmayan ağaç olmaktansa, dalları yerlere kadar sürünen salkım söğüt olmayı tercih eden biri olarak; mutluluğu, başka canlılara el uzatarak yakalamaya çalışıyorum. Şikayetim ise dallarımı kırmaya çalışan canavar, soysuz insanlaradır. Onlarla mücadele ederken harcadığım zaman, gördüğüm çirkinlik karşısında öyle çok yoruluyor ve bunalıyorum ki güzelliklere bakıp nefes almaya fırsat bulamıyorum. Sürekli birşeylere zarar vermeseler; bir ağacı belinden kırıp, bir köpeği yaralamasalar, bir kuşun kanadını kırmasalar görmezden geleceğim onları. AMA KÖTÜLÜK HEP VAR! ONLAR DA BUNUN PARÇASI OLARAK HAYATIMIZIN İÇİNE EDİYORLAR.
Ve ben bu aşağılık yaratıkların yaptıklarını bir parça eksiltebilmek;
"BİR DENİZ YILDIZINI KURTARABİLMEK"
İÇİN ÇABALARKEN KENDİMİ ÇOK ÖZLÜYORUM. Yine de değişmem hiçbirşeye "bir deniz yıldızı kurtarmanın hazzını...
------------
Hikayesi :( yazan :Loren Eiseley)
Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan bir insan görüntüsü görmüş. Yeni güne dans ederek başlayan biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış, yaklaştıkça bunun genç bir adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş, bir kaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa firlatıyormuş. biraz daha yaklaşınca seslenmiş:
“gunaydın. ne yapıyorsun böyle ?”
genç adam durmus, başını kaldırmış ve cevap vermiş:
“okyanusa deniz yıldızı atıyorum.”
“sanırım şöyle sormalalıydım demiş yazar… "neden okyanusa deniz yıldızı atıyorsun ?”
“güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor, eğer onları suya atmazsam ölecekler.”
“ama delikanlı görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan asaği deniz yıldızıyla dolu. hiçbir şey fark etmez !”
genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir deniz yıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru firlatmış.
“bunun için farketti.”
bu cevap yazarı şaşırtmış ne söyleyeceğini bilememiş, geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzerere kulubesine gitmişi gün boyunca birşeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş, aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış, nihayet akşama doğru farketmiş ki, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış, Çünkü bu gencin asıl yaptığının; evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni gözlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış ve utanmış, o gece sıkıntı içinde yatmış, sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış, yataktan kalkmış, giyinmiş, sahile inmiş ve o genci bulmuş, ve bütün sabahı onunla okyanusa deniz yıldızı atarak geçirmiş.
Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan bir insan görüntüsü görmüş. Yeni güne dans ederek başlayan biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış, yaklaştıkça bunun genç bir adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş, bir kaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa firlatıyormuş. biraz daha yaklaşınca seslenmiş:
“gunaydın. ne yapıyorsun böyle ?”
genç adam durmus, başını kaldırmış ve cevap vermiş:
“okyanusa deniz yıldızı atıyorum.”
“sanırım şöyle sormalalıydım demiş yazar… "neden okyanusa deniz yıldızı atıyorsun ?”
“güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor, eğer onları suya atmazsam ölecekler.”
“ama delikanlı görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan asaği deniz yıldızıyla dolu. hiçbir şey fark etmez !”
genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir deniz yıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru firlatmış.
“bunun için farketti.”
bu cevap yazarı şaşırtmış ne söyleyeceğini bilememiş, geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzerere kulubesine gitmişi gün boyunca birşeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş, aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış, nihayet akşama doğru farketmiş ki, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış, Çünkü bu gencin asıl yaptığının; evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni gözlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış ve utanmış, o gece sıkıntı içinde yatmış, sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış, yataktan kalkmış, giyinmiş, sahile inmiş ve o genci bulmuş, ve bütün sabahı onunla okyanusa deniz yıldızı atarak geçirmiş.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder