20 Eylül 2012 Perşembe

AYAKKABI MARKASINA BAK, İŞE AL...

Seksenli yıllarda gazete ilanlarına bakarak iş görüşmelerine giderken öğrendiğim ilk bilgiydi; Düzgün fiziğinin yanısıra ayakkabın ve çantan kaliteli olmalıydı... Görüşmelere galip başlamanın birinci şartı buydu... Ayağında iyi kalite ayakkabı yoksa, makina başında işçi, temizlikçi kadrosundan başvurmuyorsan "birinci sınıf" işletmelerin kapısından dahi girme şansın yoktu.  Öyle ki ilk düzgün işime bir arkadaşımın kıyafetiyle görüşmeye gittiğim için kabul edildiğimi düşünüyorum. Sonrası ise benim çalışkanlığım ve becerimle geldi.
Ahlaken çürümeye ta o zamanlardan başlamış olmalıyız; Sözüne, özüne değil de ayaklarına bakarak peşin hüküm vermeye... 
Ya da " dost başa, düşman ayağa bakar" deyişinin boşuna olmadığını ben o yıllarda fark etmiş olmalıyım. 
Bir insanın, O pahallı ayakkabı veya çantaya nasıl sahip olduğu değil de, markasının çakma mı, hakiki mi olduğu önemli olmaya başlayan yıllara ulaştığımızda; kaybettiğimiz onca değer arasında hangisi için ağıt yakmamız gerektiğini artık kestiremiyorum. 
Ortalıkta pahallı giysiler içinde dolaşan hırsızlar, kimsenin gözüne batmıyor artık. Gördüğümüz tek şey; eskimiş ayakkabı ve çakma çantalarla dolaşan yoksullar... 












İnsanlar,Nasrettin Hoca'nın " YE; KÜRKÜM YE" fıkrasından ders almaktansa, medya tarafından da arsızca körüklenen markaların peşinden koşuyorlar. "Ne giysem?" " Bana ne yakışır" gibi programlarla, istiflenmiş ayakkabı ve giysilerini sergilemekten utanmadıkları gibi, bunları meziyet olarak sunmaya devam ediyorlar.
İçimizi boşaltmaya devam ediyoruz. Değerimiz, üstümüzdekilerin fiyatı kadar... Bu sayede onlarca çöp mü üretmişiz... Kimin umurunda... Yeter ki al, al,al... daha çok al... bir kere giy at... at... yeniden al... 
ÇOK TÜKETİNCE DEĞER Mİ KAZANIYORUZ? Başlayacağım bu zihniyetin içine... Yaşamın anlamı para ile ölçülecek kadar ucuzladı artık... Kalsın, ben almıııyiimmm.. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder