20 Eylül 2012 Perşembe

SANA İHTİYACIMIZ VAR...

BU YAŞAMA, HAKSIZLIKLARA KARŞI ÇILDIRMAMAK İÇİN
SANA, İLAHİ ADALETİNE MUHTACIM.
İçerimden dışarıya çıkamayan uzun ve kesintisiz siren gibi bir çığlıkla,sesleniyorum; bütün dinlerin ortak Tanrısına; " Evet, ihanet ettik sana, eski ahite ve gönderdiğin bütün peygamberlere, kelamını bile nefrete dönüştürmeyi başardık. Nuh’un gemisi ile kurtardıklarının torunlarıysak eğer, yine kirlendik. Buğday tarlaları yerine silah tarlaları yaptık. Ekmeği küflendirip çöplere attık. Geçmişi ve geleceği gördüğünü öğrenerek büyüdüğümüz için, anlamıyorum; insansoyunun islah olmayacağını bile bile Nuh’un gemisini neden yolladığını…
Sana dair öyle az şey biliyoruz ki; Bunca adaletsizliğe, kana, vahşete
Sessiz kalışına isyanımıza diyorlar ki; “sopası yok” ama O sabırlıdır.
O gün geldiğinde ( Kıyamet günü ) herkes O’na hesap verecek.
Bu kadar sessiz kalışın içime dokunuyor. Bazen yok olduğunu düşünüyorum, bazen de ihanetimizi sessiz gözyaşlarıyla izlediğini…
Bazen de bütün haksızlıklara karşı isyan etmesinler diye herşeyi Senin üstüne atıyorlar. Oysa Sana ait olduğu söylenen kitaplarda kötülüğe boyun eğmemizi öğütlemiyorsun. 
Ne senden, ne varlığından emin değilim ama var olmanı çok istiyorum. 
Şüphe duyduğum için beni affedeceğini düşünüyorum, çünkü; o şüpheyi de bana Sen verdin. 
Savaşsız, silahsız, milliyetsiz ve sınırları olmayan ( hepimiz Adem ve Havva'dan geldiysek eğer) bir dünyayı görmek sadece yarattığın cennette mi mümkün? 
Dünyayı yaratmadan evvel, gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yarattıktan sonra; Varlığına itaat etme sözünü alıp, samimi olduğumuzu anlamak için dünyaya yollarken ( hikmetinden sual olunmaz ama) keşke hafızalarımızı bu kadar zora koşmayaydın. Biz insanlara bu kadar çok güvenmeyeydin.
İnsansoyunun içinde iyisi de var kötüsü de... Ama ders almayı bilmiyor, binlerce yıldır aynı benzer savaşlar, ihanetler tekrarlanıp duruyor. 
Buna bir tek Sen DUR diyebilirsin. 
"Dünya dediğimiz yer; bizim için imtihan, Senin için sadece oyun alanı mı?" diye isyanlarda olsam da bazen anlamaya çalışıyorum.
Kitaplarınla, vahiylerinle onurlandırdığın peygamberlerinden olmadığım gibi, Seni anlayacak zekaya ve hafızaya da sahip değilim ama Seninle bütünleşmek isteyen bir ruhum var ve oradan baktığımda yeryüzüne gözyaşlarıyla bakan, hayal kırıklığı içindeki varlığını görüyorum. Acaba biz insanları çok mu büyüttün gözünde? Diğer yarattıklarından çok mu sevdin? Oysa biz insanlar herşeyi yok ediyoruz. Zevk için canlı öldüren tek soy biziz... Bu yüzden Seni anlamak beni gerçekten çok aşıyor.
Bütün bu serzenişlere rağmen Sana ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu anlıyorsun değil mi? Bize yardım et... Ruhlarımıza daha çok sevgi, şefkat ve merhamet gönder... 

"Kalu Bela Ne Demektir?

Allah dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmadan evvel, öncelikle gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yaratmıştır. Bunları ruhlar âlemi denilen bir âlemde bir araya getirmiştir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak kendilerine hitâben:
 Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuştur.
Ruhlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin, diye cevab vermişlerdir. "Ancak sana ibâdet eder, senden yardım dileriz" demişlerdir. İşte bu konuşmanın vuku' bulduğu zamana, Kâlû Belâ denir. Allah daha sonra insan ruhunun bu sözünde ne derece samimî ve doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, şu dünyayı bir imtihan yeri olarak yaratmıştır. Ve her bir ruhu ayrı bir bedene yerleştirerek, onları belli zaman aralıklarıyla şu imtihan meydanına göndermiştir. Böylece insanın önüne iki yol açılmıştır: Ya akıl ve iradesini iyiye kullanarak Kâlû Belâ'daki gibi Allah'ı Rab tanımakta devam edecektir. Yahut da iradesini ve aklını kötüye kullanarak Rabbini ve Allah'ını inkâr edecek, O'na kulluktan kaçacak, şeytan'ın yoluna sapacaktır. "

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder