5 Ekim 2012 Cuma

PAYLAŞMAK İLE BOŞALTMAK ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

İnsan ilişkileri dışarıdan bakınca çok kolay görünse de; bıçak sırtında ilişkilerdir. Birgün bakarsınız ki, herşeyinizi ( aklınızdan geçen, geçmeyen hani derler ya dibine kadar...) paylaştığınız insan sizi görmek istemiyor.
Kırılırsınız, üstelik aranızı açacak öyle kavga-gürültünüz de olmamıştır. Ama arkadaşınız her buluşmak istediğinizde önce bir sürü bahaneler uydurarak kaçar sizden, sonra aramalarınıza cevap vermez olur. Yaşınız ilerledikçe arkadaşlık ilişkileriniz de erezyona uğrar,  bir bakarsınız sürü halinde dolaşmaktan bir-iki insana kadar düşmüşsünüz.
Aslında erozyana uğrayan insan sayısıdır, kalanlar sizin birlikte derinleşebildikleriniz, yan yana ve eşit ilişki kurabildiğinizdir. Yanyana ve eşit ilişki olması çok önemlidir. Birinin sürekli diğerini taşıdığı ilişkiler bağımlılık ilişkisine dönüştüğünden, ihtiyaçlar ortadan kalktığında, taşıyıcının yorulup kaçtığı durumlarda veya yeni bir taşıyıcı bulunduğunda ( yenisi tüketilmediği için daha kolaydır) çoğu kez tek taraflı olarak biter.
Paylaşmak: Paylaşmanın maddi boyutu, manevi boyutu gibi bir ayırım yapmayacağım. Çünkü insan kendini yakın hissettiği biriyle elinde olanı paylaşır.
Bu bazen para, bazen sevinç, bazen de acıdır. Biz çok yakın olmayı vıcık, vıcık olmakla karıştırdığımız için; bu paylaşımları abartarak ve karşı tarafın yaşam alanını kendi dünyamıza sokarak, talan ederek yaptığımız için, gerçek dostluğu ve arkadaşlığı kaçırırız. Birbirimizi dinlemeyi ve anlatmak istediğimiz konuyu karşımızdaki insana boşaltmadan konuşmasını beceremediğimiz için kendimizi olduğumuzdan daha yalnız ve çaresiz hissederiz. Boşaltım yaptığınızda; karşı taraf size aynını yapmış olsa bile, size sabır göstereceği anlamına gelmez. Defalarca üstünüze çöp atılmış ve buna sessiz kalmış biriyseniz daha bir kırılır, incinirsiniz. İlişkilerin karşılıklı boşaltılarak, katlanılarak sürdürülmesi gerektiğini sanırsınız. Gerçek dostluğun tarifini "Dostluk:Çırılçıplak kaldığında üşümemektir" diye yapan biri olarak; ( mecazi anlamda soyunmadan bahsediyorum)bir yanımızı kendimize ayırmadığımızda dostluğun da kurulamadığını artık biliyorum. Birey olmanın, diğerinden ayrı olmanın bir bedeli olarak; bir DUR levhası koyulması gerekiyor. Birşeye üzüldüğünde, ( bu sizinle bile alakalı olabilir) üzüntüsünü bağıran insan tipleri vardır; Derdi sizin üzüntünüzü veya kendi üzüntüsünü paylaşmak değildir; ne kadar çok üzüldüğünü göstermektir. Herşeyi bırakıp ( kendi derdinizi de) onu teselli etmek için uğraşırsınız. Siz uğraştıkça o daha bir "soyunur." İşte tam da bu noktada paylaşmak boşaltmaya dönüşür. Bu tarz yaklaşımları, sinemanın estetik olarak sunduğu seks sahneleri ile porno arasındaki ince ayırıma çok benzetirim. İnsanların çoğu, yaşamı boyunca paylaşmak ile boşaltmak arasındaki ince çizgiyi bilmeden yaşarlar. Yaşadığımız coğrafyada bu çok olağan bir durumdur. Geç de olsa bunun farkına varmış biri olarak; kimseye boşaltım yapmadığım gibi, kimsenin de bana boşaltım yapmasına izin vermeyeceğim.
Yine de sürekli boşaltmaya alışmış insanlarla karşılaşıyorum ve onlara defalarca " DİNLEMEK İSTEMİYORUM" diyerek, yol almaya çalışıyorum.
Çok zor, bu coğrafyada herşeyin b..kunu çıkararak yaşamayı öyle içselleştirmişiz ki çok zor.
Kendi hayatımızı, yaşamın merkezine koyarken, karşı tarafın ( dost olarak gördüğümüz insanın) o günkü duygularını, psikolojisini hesaba katmadan, sadece bizimle ilginmesini istediğimiz çocukça inatlara dayalı dostluklar bir masal sadece... Çünkü, O gün, sizin heyecanlı paylaşım anınızda; çok sevdiğiniz dostunuzun başka bir psikoloji içersinde olduğunu anlamak istemediğinizde, o artık sizin dostunuz değil, boşaltım makinenize dönüşmüştür... Üstelik siz bunun farkında olmadığınız için karşı tarafı " sizi anlamamakla "suçlarsınız. Ya siz, onu nekadar anlıyorsunuz? Belki birgün önce, sizinle paylaşmadığı kötü birşey yaşadı, belki yorgun, belki birşeye sinirlendi... Nedeni siz değilsiniz ama onu çok etkileyen bir durum var... İnsanlar çeşit, çeşit... Birbirimizi anlamak ve saygı göstermeyi öğrenmek zorundayız. Ancak ozaman eşit, saygılı ve birbiriyle gerçekten paylaşabilen ama kusmayan arkadaşlıklar kurmayı becerebiliriz.
Ben bunu 55 yaşında hala öğrenmeye devam ediyorum. İnsanları "beni sevmiyorlar, bana özen göstermiyorlar " diyerek suçladığım günlerde, aslında onları hiç anlamadığımı bilmek ve buna geç kalmak içimi acıtıyor.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder