26 Ekim 2012 Cuma

"ZORUNDA MIYIM" ?

Bir arkadaşımın elinde " Mecbur Değilsiniz!" başlıklı kitabı görünce, hemen atladım:- Bitirince bana ver...
Bana, benim dışımda "mecbur değilsin!" diyecek ve beni buna inandıracak birşeye, birilerine, haplara ihtiyacım vardı. Sanki yaşamım hep mecburiyetler içinde geçmişti de
şimdi Acil, acil... kodu çalıyordu...
Ve kitap elime geçti...
Aradığımı bulma umuduyla son bölüme kadar hızlı bir şekilde okudum. Ve gördüm ki; bu yazarın mecburiyeti başka birşey... Yazar, daha çok hayatımıza giren insanların; bazen kendi işlerini yaptırmak için, bazen kendileri yapmasa da yapmamız gerekenler üzerine ahkam kesmek için başvurdukları bir dilden, tahakkümden bahsetmektedir. Ve bu dil, daha çok başkalarının sözüyle, dolduruşa gelen insanların hayatları üzerinde baskı oluşturmak için kullanılmaktadır. Yazar, çok doğru bir şekilde o insanlara diyor ki; " Size neler yapmanız gerektiği konusunda ahkam kesenlerin oyununa gelmeyin."
Son bölüme kadar; "karşıma böyle insanlar çıktı, bazen annem, bazen başka bir yakınım, bazen en yakın arkadaşım..." diye düşündüm. Gençliğimde dayatılan mecburiyetlerin çoğunun " yapmak zorundasın dayatmalarıyla değil de " yapamazsın" dolduruşuyla geldiğini fark ettim. Çok uzun zamandan beridir bu tarz mecburiyetler bana çok uzak...Yapmak istemiyorsam, hele bir de dayatıldığını, inceden inceye aptal yerine konarak, dolaylı göndermeler yapıldığını fark edersem; kullandığım tek sözcük " ZORUNDA MIYIM?!" oluyor... En sertinden hem de...
Son bölüme geldiğimde; Bize mecburiyetleri dayatanlara karşı pasif-agresif, veya saldırgan olmadan da nasıl başa çıkabileceğimizi anlatması, "hah, işte ihtiyacım olan "hapı" buldum galiba" diye düşündürdü açıkçası... 
Ve tam kitaptan keyif almaya başlamıştım ki; Lider olmak ve insanları yönlendirmek ile ilgili bölümler geldi. O bölümlerde, insanları " mecbursun" gibi cümleler kurmadan, zorunda olduklarını ve sıkıştıklarını hissettirmeden nasıl yönlendireceğimizi anlatıyordu. 
Ya kurban olmalı ya da kurbanlarınızı seçmeliydiniz. Kurbanlarınızın size sadık olmalarını ve kendilerini iyi hissetmesini istiyorsanız asla mecbur tutmayacaktınız...
Evet, öyle bir çağda yaşıyoruz ki; herşey hesap, kitap işi...
Peki nerede kaldı içtenlik?... Samimiyet... ?
Sonunda kitabın benimle alakası olmadığını anladım. Bir de
bir işi severek yapıyorsak hobi, sevmeden yapıyorsak mecburiyet olduğunu tabii ki...
Ve benim kimse bana yap demediği, hatta dostlarım " bırak, uğraşma" dediği vicdanımın rahat bırakmadığı mecburiyetlerim var... Herkese " ZORUNDA MIYIM!, HAYIR" diye çığlıklar atıyorum da vicdanıma " hayır" dediğimde çok daha fazla bedel ödüyorum.
Sonuç olarak; İnsan olarak kendimi sorumlu hissettiğim konularda şikayet ederek kendimi" mecbur" hissetmek yerine; gönüllü ve severek yaptığımı düşünerek, üzerime aldığım sorumluluklardan dolayı kendime daha çok saygı duymak çok daha akıllıca olabilir...



Nedir mecburiyet?
Ütü yapmak olabilir mi?
Yaşlı annemize bakmak? ( ama önce bir bakan var mı? diye kollayıp, bu işten nasıl sıyrılacağını hesaplamalısın)
Aç bir hayvanı doyurmak?
Tam yolda yürürken önümüzde düşen ( belki sara nöbeti, belki kalp krizi...) insana yardım etmeye çalışmak?
( ama önce senden başka , senden önce koşan birileri var mı diye kolaçan etmelisin... O koşuyor sazan gibi, ama neden koşan sen değilsin? ...)
Ve kitaptan sevdiğim bir bölüm :
 "Kimi insanlar bir insana acımanın hiçbir sorumluluk gerektirmediğini düşünürler. Doğrudur, böyle bir durumla karşılaştığınızda, herhangi bir şey yapmanız ya da düşünmeniz gerekmez. Bu hem güvenli, hem de zararsız bir yaklaşımdır. Ancak, aslında tembellik etmektesiniz. Sorunu ortaya koymanız ve çözmeniz mümkün olduğu halde, hiçbirşey yapmamaktasınız. Her sorunun bir çözümü ve bir çıkış yolu vardır."


   

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder