"BİLDİĞİM TEK ŞEY HİÇBİRŞEY BİLMEDİĞİMDİR." SOKRATES
Canlı yaşamı bir başka canlının yok edilmesi üzerine sürdükçe; Ne olan biteni, ne de olan bitenlerden sorumlu olduğunu kutsal kitaplarla kabul eden Tanrı'yı anlayabiliyorum.
Belgesel izlemek insana huzur vermiyor, ya da bana vermedi, demek daha doğru.
Bembeyaz kar örtüsü üzerinde beyaz anne ayı, yavrusu ile birlikte yiyecek arayışında... Arada yuvarlanıyor... Anne ve yavru arasındaki yakınlık insanın içini ısıtıyor.
Biraz ilerde fok balıkları yavruları ile birlikte buzun üzerinde güneşleniyorlar. Masmavi göğün altında bembeyaz buzullar üzerinde orada hayat olduğunu hatırlatan canlılar...Bakarken bile huzur buluyorsun. Sonra biraz önce gülümseyerek izlediğin o dünya tatlısı anne ve yavru ayı geliyor. Açlar...Bir anda güneşlenen foks sürüsüne saldırıyorlar... bir kaç saniye öncesi huzur artık yok. Tam bir can pazarı. Yavru foks ayının pençelerinde can veriyor.
Yine başka bir belgesel... Siyah karınca sürüsü kanatlı beyaz karıncaların yuvasına saldırıyorlar. İnanılmaz bir askeri taktik izliyorlar. Sanki Truva savaşından bir sahne izliyorum. İnsanlarla karıncalar arasındaki fark tamamen siliniyor... Tek bir amaç var hedefi ele geçirip, diğer koloniyi yok etmek...
Güçlü olanın, güçsüz olanı yok ettiği bir dünya burası...
Tanrı böyle yaratmış, böyle istemiş... Doğa kanunu mu desek ?
İnsanı diğer canlılardan ayıran tek şey daha aç gözlü oluşu... Asla doymuyor.
Öyleyse günah nedir? diye soruyorum Tanrı'ya... Neredesin?
Bu koşullarda bizden beklentin nedir? Herşeyin bir nedeni varmış, var olmasına da ben anlamakta güçlük çekiyorum.
Bu kadar kusurlu ve bu kadar saldırgan bir dünyanın içinde
benim varlığımın anlamı nedir?
Yeni yetme zamanlarımda Sokrates'in " Bildiğim tekşey hiçbirşey bilmediğimdir" sözünü biraz da kibir ve ukalalıkla dile getirdiğimi anlıyorum şimdi. Ömrümün yarısını çoktan aştığım bu günlerde; hayata dair hiçbirşey bilmediğimi bu kısır döngüyü anlamaktan umudumu kestiğimi görüyorum. Bütün dinler, spiritüel inanışlar, yaptığımız herşeyin bedelini ödeyeceğimizi, genetik mirastan gelen günahların kefaretini ödediğimizi ve gelecek kuşakların da bizim yüzümüzden bedel ödeyeceklerini iddia ediyorlar. Adalet duygum, bunların hepsinin de doğru olmasını istiyor. Ama; bugün geçmişinden dolayı bedel ödeyen canlı neden bedel ödediğinin farkında değilse, cezanın ne anlamı var? diye sormadan alamıyorum kendimi... Belki insana özgü sabırsızlıktır beni isyana iten... Zaman bana çok uzun gelirken evrende çok kısa bir andır belki... Ve zaman sıkıntı içinde yaşamımda uzarken orada çoktan bitmiştir. Ve bu varsayımlara dair yüzlerce seçenek sayabilirim kendime... Huzuru bulmak için İnanmaya ve kabullenmeye ihtiyacım var.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder