8 Mayıs 2013 Çarşamba

"NE OLACAKSA, OLACAK"

"BİZ PLANLAR YAPARKEN, TANRI GÜLERMİŞ..."
"Que Sera, Sera,
Whatever will be, will be
The future's not ours, to see
Que Sera, Sera
What will be, will be."
İNSANIN GÜVENDE OLMA İHTİYACININ, ANLAM ARAMA İHTİYACININ ÇOK ÜSTÜNDE OLDUĞUNU YAŞLANDIKÇA FARK EDİYORUM.
Daha üç yıl önce, bahçesinden topladığı sebzelerle dolu torbayı, elinde süs çantasıyla gezintiye çıkmış hanım edasıyla, azimle taşıyan 68 yaşındaki teyzeme yardım etmek için torbayı elime aldığımda, torbayı taşımak şöyle dursun, yerinden bile kımıldatamamıştım. Aramızdaki yaş farkına rağmen, benden güçlü olduğunu görmek şaşırtıcıydı. 
Üç yıl içinde ben güç kazanamadım ama teyzemin yavaş yavaş güçten düşüşüne tanıklık etmenin ve aynı sona daha hızlı yaklaşıyor olmanın hüznünü taşımaktayım.
Kırışıklıklarla başa çıkmak, selülitleri yok etmek için harcanan onca çabanın altında yatan şeyin yaşlanma korkusu mu, elden ayaktan düşme korkusu mu olduğunu anlamaya çalışıyorum. 
Kendi adıma elden ayaktan düşmekten, bir başkasının bakımına muhtaç olmaktan geberesiye korkuyorum. Bu korkumun nedeninin yakınlarımın iddia ettiği gibi yalnız yaşamayı tercih edişim olmadığını biliyorum. Yalnızlıktan daha rezil bir durumun, sana bakmakla mükellef olduğunu düşündüğün insanların "ölsün" diye gözünün içine bakmaları ve bir türlü ölmeyi becerememek olduğunu düşünüyorum.Fedakarlık denilen durum uzadıkça her iki taraf için eziyete dönüşünce yalnızlık çok daha katlanır olup çıkıyor. 
Annemin iki bastona dayanarak kendi işini yapma telaşı içinde; 
yaşama azminden hiçbirşey kaybetmemesini, "bahçemde biber de olsun, domateste olsun, fasülye de" diyerek onları yetiştirmeye çalışmasını ve kendini onları toplarken hayal etmesini saygıyla izliyorum. Arada 4 ayağına ek, beşinci ayak olarak beni kullanmasına söylensem de, isteklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Ama onun bana yönelik talepleri arttıkça, geleceğimden daha çok korkmaya başlıyorum.
ÇÜNKÜ YAŞADIĞIM COĞRAFYA'DA KENDİNE BAKAMAYANLARIN ONURLU YAŞAMA HAKKI MAALESEF ÇOK ÖZEL ŞARTLARDA MÜMKÜN OLUYOR.
Bu yüzden; elden ayaktan düşünce, isteğimle ölme hakkım ve cesaretim olsun...
Bugün en pesimist günlerimden birini yaşıyorum. Böyle bir günde; acemi dizelerimle karaya savrulan ruhumu silkeledim, şişirdim yelkenlerimi ve doğru okyanusa yolladım. 
....
PANİK
"Anı yaşa" modası başladığında
dilimize dolanan "Carpe diem" lerin
gölgesi ve duygusu kaldı geriye,

Bu da insanı ayakta tutmaya yetmiyor
elden ayaktan düşme zamanı.
Yaşlı insanların gözlerindeki yardım çağrıları
onlara yaklaştıkça
tıpkı bir karabasan gibi
besliyor korkularımızı.
Oysa;
Onsekizimde, yirmibeşimde,
koşarken devrime doğru
göğsüme çarpan kurşunla ölmeye hazırdım
ve çok kolaydı o zamanlar
devrim anında öylece ölmek
Bu bir mutlu sondu.
Ellidört yaşımda
onsekiz yaşıma şaşarak,
çocukluk arkadaşımın incelikle
bana getirdiği bir bardak suyun anlamını
ona anlatışımı hatırlıyorum;
"ihtiyaçlarımı karşılayamayacak kadar aciz olduğumda
bir dostum olduğu duygusunu yaşatıyorsun bana"
Yıllar geçti,
dostlarımla bir bardak sudan çok daha fazla şey biriktirdim ama
koşarken pür telaş içinde,
zamanları ipotek edemeyeceğimizi atladım
Şimdiki telaşım
bundan biraz da
ne ben gidebilirim
elimde bir bardak su ile
ayaklarına
ne onlar gelebilir
yanıma...
****
OLSA SA ...
günü yaşamalı insan,
bugünlerini ipotek etmeden
belirsiz yarınlara,
günü yaşamalı insan
kaygısızca yaşayıp,
sessiz sedasız gitmeli,

meli...
****
Nasihatler Çöpe gidince...
İnsan neyi biriktirmeli hayatta;
yaşlanınca sana kim bakacak

çocukları mı olmalı insanın,
senden önce ölmeyeceği garanti

bir eşi mi?
düştüğünde paniğe kapılmayacak,

olur da felç melç olursan
asla sıkılmayacak,
yalnızlığıma edilen nasihatler içinde,
eşler birbir terk edince

şöyle ya da böyle
çocuklar meşgul,
ya da işten izin alamaz olunca
biriktirilmesi gerekenler de değişiyor haliyle
hele yaşadığın coğrafyada
insan yaşamının bir pul kadar değeri yoksa
Ya düşeceğin güne göre biriktireceksin paranı
ya da bir köşede baldıran zehirin olacak...

     
Eh ne kadar yaşayacağımızın, yaşadığımız sürece hangi sağlık sorunları yaşayacağımızın bilgisi olmadığı için, bugüne kadar kimseye muhtaç olmadan yaşama durumunu sürdürmenin garantisi yok. O yüzden ne kadar paranın da cevabı yok. Hele parayı Napolyon gibi baş tacı etmemişsen bugüne kadar bundan sonra yanına uğrama ihtimali de yok. 
Korkularla yaşamanın da hiç anlamı yok! Öyleyse cevabımı çok sevdiğim şarkı sözlerine bırakıyorum ;
Whatever will be, will be !
Whatever will be, will be
The future's not ours, to see
Que Sera, Sera
What will be, will be.

When I was young, I fell in love
I asked my sweetheart what lies ahead
Will we have rainbows, day after day
Here's what my sweetheart said.

Que Sera, Sera,
Whatever will be, will be
The future's not ours, to see
Que Sera, Sera
What will be, will be.

Now I have children of my own
They ask their mother, what will I be
Will I be handsome, will I be rich
I tell them tenderly.

Que Sera, Sera,
Whatever will be, will be
The future's not ours, to see
Que Sera, Sera
What will be, will be.


Henüz küçük bir kızken,
anneme “ne olacağım? ” diye sordum
Güzel mi olacağım, zengin mi olacağım
İşte onun bana söylediği
Ne olacaksa, olacak
Geleceği görmemizin imkanı yoktur.
Ne olacaksa olacak

Gençken, aşık oldum
Geleceğimiz nasıl olacak diye tatlı aşkıma sordum,
Gün ve gün gökkuşağı görecek miyiz diye
İste tatlı sevgilimin sözleri
Ne olacaksa, olacak
Geleceği görmemizin imkanı yoktur.
Ne olacaksa olacak

Şimdi benimde çocuklarım var
Onlarda annelerine gelecekte ne olacak diye soruyorlar
Yakışıklı mı olacağım zengin mi olacağım
Onlara şefkatle anlattım
Ne olacaksa, olacak
Geleceği görmemizin imkanı yoktur.
Ne olacaksa olacak…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder